The Player: Hollywood’u Çerçeveye Sığdırmak

Robert Altman’ın, Hollywood’u çerçeveye sığdırmak için tüm bir sinema tarihini arkasına aldığı filmi The Player (Oyuncu), kariyerinin köşe taşlarından biri.

Michael Tolkin’in aynı adlı romanından uyarlanan ve Cannes Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Erkek Oyuncu” ödüllerini kazanan The Player (1992); 70’lerde M*A*S*H (1970), Nashville (1975) ve 3 Women (1977) gibi filmlerle altın çağını yaşayan, 80’lerde ise düşüşe geçişiyle birlikte Hollywood’dan dışlanan Altman’ın geri dönüş filmi olarak anıldı.

Altman, Oyuncu‘da sinemanın icadından beri bir rüya fabrikası ve ideolojik silah olarak konumlanan Hollywood’a ayna tutuyor. Bunu sarkastik ve ürkütücü bir tonda yapan yönetmen, amacını seyirciye çerçevenin köşelerini göstermek olarak belirliyor. Yabancılaştırıcı efektleri göze sokan ve kendini açık eden anlatı konvansiyonel sinemanın kodlarından sonuna kadar yararlanıyor. Böylece film, aslında kendisini yaptığı eleştirinin dışında tutmadığını gösteriyor.

Griffin Mill isimli bir film yapımcısının üzerinden sektöre bakan The Player‘ın, Hollywood’u çerçeveye sığdırmak için kullandığı numaralar film ilerledikçe belirginleşiyor. Altman’ın karakterlerinin arasında ustaca salınan kamerası, büyük Hollywood starlarının figüran olarak arka planda cirit atması, neredeyse her karede karşımıza çıkan manipülatif film posterleri…

Hollywood'u Resmetmek

Filmlerle Konuşan Filmler

Griffin Mill senede sadece 12 filme onay verme yetkisine sahip bir Hollywood yapımcısıdır. Yazarlardan fikirlerini dinleyip çoğunlukla reddederken tanışırız onunla. Açılışta 7 dakikayı aşan tek planda stüdyonun dinamiklerine ve karakterlere yaklaşırız. Touch of Evil‘dan Rope‘a, Alfred Hitchcock’dan Martin Scorsese’ye birçok referansla konuşan karakterler filmin yapısını ilk andan kodlar.

Dedikodulara göre koltuğu sallantıda olan Griffin’in ofisine şüpheli bir kart gelir. Tehlikeli sulara gireceğimizi bir film afişinden anlarız.

Hollywood Film Çekimi   

Griffin şüphelinin geri çevirdiği bir yazar olabileceğini anlar. Gittiği partide yapımcı Larry Levy’nin ekip arkadaşı olacağını öğrenen Mill iyice gerilir. Arkasında “Tüm yazarlar adına seni öldüreceğim” yazan kartı aldığında ise eski kayıtlara bakarak şüpheli yazarı bulur. Yazarla buluşan ve anlaşma teklif eden Griffin, olumsuz cevabın üzerine adamı öldürür ve olaya bir saldırı süsü vererek kaçar. Film, seyircinin gözüne soktuğu They Made Me A Criminal posteriyle ölüme zaten göz kırpmıştır. Bilinmez, belki de bu Robert Altman’ın Hollywood’a “Beni siz delirttiniz” sitemidir…

Hollywood Afişleri

Willis ve Roberts

The Player, Hollywood’u çerçeveye sığdırmak adına yumruklarını savururken sektörün kalıplara bağlılığını ve dışarıya kapalı tavrını eleştirir. Kendi büyüsünün dışında kalan her şeyi görmezden gelen veya kendine benzeten bir sistem… Amerikan sinemasının mihenk taşları üzerinden nutuklar atan ama dünya sinemasından bir haber yapımcılar, her filme Julia Roberts ve Bruce Willis’i yerleştirmeye çalışan senaristler cirit atar.

Griffin, yazar David Kahane ile sinemada buluştuğunda perdede Bisiklet Hırsızları‘nı görürüz. Filmin yeniden çevrimi üzerine şaka yapan Mill’e, “muhtemelen sonunu mutlu bitirirsiniz” diye yanıt verir David. Griffin kendisine politik film fikriyle gelen yazarlara şüpheyle yaklaşır. Kibarca politik filtreden geçebilir ancak radikal politikin hiç şansı yoktur.

İngiliz yönetmen Tom Oakley yıldız oyuncusu veya mutlu sonu olmayan, masum bir kadının öldüğü saf bir Amerikan trajedisiyle çıkageldiğinde Griffin onu anlamakta güçlük çeker. Hapishane hücrelerinde, gaz odalarında geçecek bu kasvetli film, “içine biraz seks katma” şartıyla çekilmeye başlanır…

Oyunlarla Haykırmak

Filmin seyirciyle kurduğu oyunbaz ilişki başkarakterin isminden başlar. Griffin Mill… Bilgi fabrikası. Bu isim, hayatı nasıl yaşayacağımızı öğreten Hollywood için biçilmiş kaftandır. Filmdeki posterler hikayenin akışına sürekli göz kırpar, seyircinin algısına saldırır. Griffin, David Kahane’e yeni bir anlaşma teklif ederek kartları yollamaktan vazgeçmesini önerirken, kamera televizyondaki “Hadi en başından tekrar başlayalım” sözlerinin döküldüğü bir Japon programına çevrilmiştir. Yine Griffin yeni bir tanığın ortaya çıkmasıyla karakolda zor bir kararın eşiğine geldiğinde arkada “HAYIR DE!” yazılı bir afiş görürüz…

Karakter, izlendiğinin ve yönlendirildiğinin gayet farkındadır. Onu sık sık gözümüzün içine bakarken yakalarız. Sevgilisine başarılı bir filmin bileşenlerini anlatan Mill, seks faktörünü atlamaz. Bu sahnenin ardından onları sevişirken görürüz. Film, eleştirdiği şeye dönüşme illüzyonuyla seyircinin kafasını allak bullak eder.

     

Polis baskısından korkan Griffin’in geçici tatili yeni bir tanığın ortaya çıkmasıyla yarıda kesilir. Tanık, karakolda suçlu olarak Griffin yerine onu film boyunca takip eden dedektifi işaret eder. Böylece lezzetli bir mutlu sona kendimizi hazırlarız. Bir sene sonra Griffin haklanmıştır. Tom Oakley’in sanat filmi, Bruce Willis’in Julia Roberts’ı son anda ölümden kurtardığı sıcacık bir hikayeye dönüşmüştür, herkes mutludur…

Hollywood'u çerçevelemek    

The Player, Hollywood’a bakan filmler arasında her zaman özel bir yere sahip. Robert Altman’ın sinema tarihiyle bağ kuran yönetmenliği ve eleştirdiği şeyden kendini asla ayrı tutmaması filme boyut katan en önemli etkenler. Filmin en büyük mahareti ise belki de mutlu sonlara, yıldızlara, gerilim dolu kovalamaca sahnelerine olan bağımlılığı yererken, aslında seyircinin bu hayal fabrikasının derinlerine ne kadar kolay düşebileceğini göstermek.

Diğer sinema içeriklerimize buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir