Sekiz Buçuk: Doğuştan Yalancının Tıkanma Numarası

Federico Fellini’nin zamansız şaheseri Sekiz Buçuk, şüphesiz bir sanat eserinin yaratım sürecine dair çekilmiş en katmanlı ve özgün film.

Fellini; David Lynch’den Coen Kardeşler’e, Emir Kustirica’dan Paolo Sorrentino’ya sayısız ismin hayal dünyasını genişletmiş, sinemalarına derin izler bırakmış bir deha. Onun en ilham verici işlerinden Sekiz Buçuk, gösterime girdiği 1963’den itibaren tüm sinemacılara daha özgür bir üslubun kapısını araladı. Gerçeğin, rüyanın ve fantezinin girift yapısıyla kurulan, filmin kendi üzerine tartışan anlatısı çağdaş sinemada sıkça karşılık buldu.

Film, Guido isimli başarılı bir yönetmenin yeni filmi öncesinde yaşadığı tıkanıklık sürecine odaklanıyor. Federico Fellini 1960 yılında çektiği La Dolce Vita ile görkemli bir uluslararası başarıya imza attı. Kariyerinin zirvesini gören bir sanatçının sonraki hamlesi ne olur? Fellini alter egosunu ve hayatından en samimi detayları Sekiz Buçuk‘a yansıtarak bu sorulara cevap arıyor. Kendisini “doğuştan yalancı” olarak niteleyen yönetmen, bu sancılı süreci de büyüleyici bir numarayla aktarıyor. Binbir çeşit zayıflıkla resmettiği egosu Guido çekeceği filmden gitgide koparak zihnine hapsolurken, bu kayıp zihni takip eden 8½, sinema tarihinin en özel filmlerinden birine dönüşüyor.

* Yazının devamı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

İNCE BEYAZ ÇİZGİ

Fellini’nin şaheseri Sekiz Buçuk, tekinsiz bir rüya sahnesi ile açılır. Tıklım tıkış arabaları yoğun bir trafiğin içinde görürüz. Ürkütücü detaylar, cinsel öğeler ve ansızın başlayan boğulma sesleri ile kendimizi çok güçlü bir sinemasal kabusun içinde buluruz. Yeni filminin çekim arifesinde olan Guido’nun rüyasıdır bu. Yönetmen, altında ezildiği boğucu baskıları yansıtan bu cümbüşten uçarak kurtulur ve gökyüzünde süzülmeye başlar. Ancak kısa sürede ayağına (Fellini’nin kendi ayağı) bağlanan halatla zemine, gerçekliğin sahasına çekilir.

Guido yapımcılardan oyunculara çevresini saran herkesten sayısız soru ve öneriye boğulur. Çevresinde dönen entelektüel tartışmaları tamamen ilgisiz karşılar. Konuşmanın ortasında dikkati dağılan, yaşadığı anı filminin içinde hayal eden, karmaşık bir ruh haline sahiptir.

     

GERÇEKLİK CÜMBÜŞÜ

Mizansen tercihleri ve ses kurgusunun yanında kamera hareketlerindeki ustalıkla rüyaların muğlak atmosferine sızmak filmin en etkileyici meziyetlerinden biri. Sekiz Buçuk‘un kendi üzerine düşünen ve konuşan yapısı, rüyalar ve fantezilerin yanında yabancılaştırıcı diyaloglardan da beslenir. Bir sahnede Guido’nun danışmanı “Bir tek büyük yazar var … Fitzgerald. Ondan sonrası sadece pragmatizm, acımasız bir gerçeklik cümbüşü.” diyerek çıkışır. Film tam da bu cümbüşün dışında kalan alanları yoklar, orayla ilgilenir. Guido, “sıkıcı tipleri” eğlendiren sihirbazı kenara çekerek yaptığı numaranın sırrını sorar. “İşin içinde numara da var, gerçek de. Ben de tam bilmiyorum ama oluyor işte.” yanıtı, Fellini’nin sinemaya bakışını somutlaştırır.

     

Film boyunca sık sık Guido’nun narin çocukluk anılarına döneriz. Fellini, evin içinde sakince salınan kamerasını usulca yanan ateşe, duvardaki aile resimlerine doğrultur. Ait olduğu evin ve geçmişin dingin hatıraları, onun gerçeklikten kaçışında vazgeçilmez bir duraktır.

SEVİMLİ MASKELER

Fellini filmin kendini açık eden, kendiyle dalga geçen yapısına sürekli yeni katmanlar ekler. Guido’nun kaçışında diğer başrol yalanlardır. Karısına, yapımcısına, metresine devamlı kaçamak cevaplar verir. Fellini onu maskelerle resmeder. Saklanmaktan, sessiz kalmaktan başka çaresi yoktur. Çekeceği film neyle ilgilidir sahiden? Söze dökülemeyen fikirler nasıl anlatılır? Peki en kötüsü, Guido’nun anlatacak hiçbir şeyi yoksa ne olur?

     

Coen Kardeşler’in birçok filminde karşımıza çıkan stilize koridorlarına ilham kaynağı olan sahnede Guido’yu endişelerden boğulmuş halde görürüz. Koridor adeta zihninin karanlık dehlizlerini yansıtır. Barton Fink gibi o da yarattığı şeyin yoğunluğunda kaybolmuştur.

Katolik bilinç de sık sık Guido’nun kabuslarını kuşatır. Çocukluğunda yaşadıklarına dair hissettiği suçluluk, onu din adamlarının ortasına atar. “Kilisenin dışında kurtuluş yok” cümlesi zihninde dolanır durur.

DEMİR YIĞINLARIYLA KARNAVAL

Guido’nun çekeceği filmin setini gördüğümüz ilk sahne kusursuz tasarlanmıştır. Fellini öyle bir atmosfer kurar ki daha ilk anda Guido’nun filmi tamamlayamayacağını anlarız. Devasa bir alanın içinde yükselen demir yığınları, işlevini yitirmiş bir zihnin somutlaşmış halidir sanki. O yığının arasına girdiğinde Guido da itiraf eder bunu. “Hiçbir yalana başvurmadan, dürüst bir film yapmak istemiştim.” diyerek hayıflanır.

     

Metresi ve karısı yan yana geldiğinde Guido yine hayallere dalar. Çocukluğundaki evi haremine çevirir, hayatındaki tüm kadınları kulu kölesi yapar. Fantezilerle dolu bu harem sahnesi oldukça ironiktir. Kadınlarla ilişkisi sorulduğunda Fellini’nin bir muhabire “Sekiz Buçuk’taki harem sahnesini izle” (1) demesi her şeyin özetidir zaten.

Filmin baş döndürücü bir dinamizme sahip son anlarında Guido, kendini çekimlerin başlangıcını kutlamak için düzenlenen bir partinin ortasında bulur. Gerçeklik ve zihni tamamen iç içe geçer. Kadraja giren herkesin devasa bir koreografinin parçası olduğunu hissettiren anlar, Guido’nun kaotik beyni için biçilmiş kaftandır.

Sonunda Guido yenilgiyi kabul eder ve film seti dağılır. Guido altında ezildiği fikirlerden, imgelerden arınmış ve rahatlamış gözükür. Gerçek en berrak şekliyle önündedir artık. Ve Fellini’nin şaheseri Sekiz Buçuk gibi usta yönetmenin yaşamını da özetleyen o sözler dökülür ağzından…

“Bir şenliktir hayat. Birlikte yaşayalım!”

(1) 8 1/2

Diğer sinema içeriklerimize buradan ulaşabilirsiniz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir