Sekiz Buçuk (8½): Doğuştan Yalancının Tıkanma Numarası

fellini eight and a half 1963 film

Federico Fellini’nin başyapıtı Sekiz Buçuk, sinema tarihinde bir sanat eserinin yaratım sürecine odaklanan en katmanlı ve özgün film.

Fellini, fanteziler ve hayallerle inşa ettiği filmiyle 2. Dünya Savaşı sonrasında katı bir gerçekliğe saplanan Avrupa sinemasının rotasını değiştirdi. Sekiz Buçuk’un girift, kendi üzerine tartışan modernist anlatısı daha özgür bir üslubun kapısını araladı ve sayısız sinemacıya ilham kaynağı oldu.

Film, başarılı yönetmen Guido Anselmi (Marcello Mastroianni) ve yeni filmi öncesinde yaşadığı tıkanıklık sürecine odaklanıyor.

Federico Fellini, La Strada (1955) ve Le Notti di Cabiria (1957) sonrasında 1960’ta çektiği La Dolce Vita (Tatlı Hayat) ile görkemli bir uluslararası başarıya imza attı.

Zirveyi gören bir sanatçının sonraki hamlesi ne olmalı?

İtalyan yönetmen, alter egosunu ve hayatından samimi noktaları Sekiz Buçuk‘a yansıtarak bu soruya cevap ararken, filmin bütününü sanata ve gerçeğe dair büyüleyici bir düşünme “sirkine” çeviriyor.

“Doğuştan yalancı”,  binbir zayıflıkla resmettiği alter egosu Guido’yu, çekeceği filmden gitgide kopararak zihnine hapsederken, bu kayıp zihni takip eden 8½, sinema tarihinin en özel filmlerinden birine dönüşüyor.

İNCE BEYAZ ÇİZGİ

Tekinsiz bir rüya sahnesiyle açılıyor Sekiz Buçuk: Tıklım tıkış arabalar, yoğun bir trafiğin içinde.

Yeni filminin çekim arifesinde yönetmen Guido’nun rüyası; ürkütücü anlar, cinsel öğeler ve ansızın başlayan boğulma sesleriyle güçlü bir sinemasal kabusa dönüşüyor. Maruz kaldığı baskıyı yansıtan bu yığından uçarak kurtulan Guido, gökyüzünde süzülmeye başlıyor, ancak hemen ayağına (Fellini’nin ayağı) bağlanan halatla zemine, gerçekliğin irtifasına çekiliyor.

Guido, yapımcılardan oyunculara çevresini saran herkesten sayısız soru ve öneriye boğuluyor. Çevresinde dönen türlü tartışmalara tamamen ilgisiz. Konuşmanın ortasında dikkati dağılan, yaşadığı anı filminin içinde hayal eden, karmaşık bir ruh haline sahip.

Sekiz Buçuk; mizansen tercihleri, ses kurgusu ve dinamik kamerasıyla fantezinin muğlak atmosferine ustaca sızıyor. Filmin kendi üzerine düşünen ve konuşan yapısı, rüyalar ve fantezilerin yanı sıra yabancılaştırıcı diyaloglardan da besleniyor.

Bir sahnede Guido’nun danışmanı “Bir tek büyük yazar var … Fitzgerald. Ondan sonrası sadece pragmatizm, acımasız bir gerçeklik cümbüşü.” diyerek çıkışıyor.

Film tam da bu cümbüşün dışında kalan alanları arıyor. Guido, “sıkıcı tipleri” eğlendiren sihirbazı kenara çekerek numarasının sırrını soruyor:

“İşin içinde numara da var, gerçek de. Ben de tam bilmiyorum ama oluyor işte.” yanıtı, Fellini’nin sinemaya bakışını ve yolculuğunu somutlaştırıyor.

Film boyunca sık sık Guido’nun narin çocukluk anılarına dönüyoruz. Fellini, evin içinde sakinlikle salınan kamerasını usulca yanan ateşe, duvardaki aile resimlerine doğrultuyor.

Ait olduğu evin ve geçmişin dingin hatıraları, yönetmenin gerçeklikten kaçışında vazgeçilmez bir durak.

SEVİMLİ MASKELER

Fellini, filmin kendiyle dalga geçen yapısına sürekli yeni katmanlar ekliyor.

Guido’nun kaçışında diğer başrol ise yalanlar: Karısına, yapımcısına, metresine devamlı kaçamak cevaplar veriyor. Fellini, onu maskelerle resmediyor. Saklanmaktan, sessiz kalmaktan başka çaresi yok.

Çekeceği film neyle ilgili sahiden? Söze dökemediği fikirlerini nasıl anlatabilir? Peki en kötüsü, ya anlatacak hiçbir şeyi yoksa?

Guido, endişelerden boğulmuş, zihninin karanlık dehlizlerinde, yaratmaya çalıştığı eserin yoğunluğunda kayıp.

Guido’nun kabuslarının diğer başrolü ise katolik bilinç. Çocukluğunda yaşadıklarına dair hissettiği suçlulukla, kendini din adamlarının ortasında buluyor. “Kilisenin dışında kurtuluş yok” telkini, tüm zihnini kaplıyor.

DEMİR YIĞINLARIYLA KARNAVAL

Guido’nun filminin setini gördüğümüz ilk an kusursuz:

Fellini öyle bir atmosfer kuruyor ki, daha ilk anda Guido’nun filmi tamamlayamayacağını anlıyoruz.

Devasa bir boşluğun içinde yükselen demir yığınları, işlevini yitirmiş bir zihnin somutlaşmış hali sanki. O yığının arasına girdiğinde Guido da itiraf ediyor bunu:

“Hiçbir yalana başvurmadan, dürüst bir film yapmak istemiştim.” diyerek hayıflanıyor.

Guido hayallere dalmaya devam ediyor; çocukluğundaki evi haremine çeviriyor, hayatındaki tüm kadınları kulu kölesi yapıyor. Fantezilerle dolu harem sahnesi oldukça ironik. Kadınlarla ilişkisi sorulduğunda Fellini bir muhabire şöyle diyor:

“Sekiz Buçuk’taki harem sahnesini izle” (1)

Filmin baş döndürücü bir dinamizme sahip son anlarında Guido, kendini çekimlerin başlangıcını kutlamak için düzenlenen bir partinin ortasında buluyor.

Gerçeklik ve zihni tamamen iç içe geçiyor.

Kadraja giren herkesin devasa bir koreografinin parçası olduğunu hissettiren anlar, Guido’nun kaotik beyni için biçilmiş kaftan.

Sonunda Guido yenilgiyi kabul ediyor ve film seti dağılıyor. Guido altında ezildiği fikirlerden, imgelerden arınmış ve rahatlamış gözüküyor.

Gerçek, en berrak şekliyle önünde artık. Ve hem şaheseri Sekiz Buçuk‘u hem de Fellini’nin yaşamını özetleyen o sözler dökülüyor ağzından:

“Bir şenliktir hayat. Birlikte yaşayalım!”

(1) 8 1/2

Michael Haneke, Krzysztof Kieślowski, Joachim Trier gibi usta yönetmenlerin filmlerine yakından baktığımız sinema sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir