Kutsal Motorlar: Sinema Adasının Dalgıcı

Leos Carax’ın yönetmenliğini üstlendiği Kutsal Motorlar (2012), kalıpları yıkan anlatısıyla seyirciyi oldukça zorlu ve özgün bir yolculuğa davet ediyor.

Film, Cannes’daki ilk gösteriminden itibaren ateşli tartışmaların odağına oturdu. Holy Motors; şık limuziniyle Paris sokaklarını arşınlayan, kılıktan kılığa girerek kendini bambaşka dünyaların içine atan Oscar isimli bir adamı izliyor. Parti çıkışı genç kızını evine götüren bir baba, sokaklarda dilenen çirkin bir yaşlı kadın, oradan oraya koşturan bir ucube… Karakter bu ayrıksı dünyaların arasında salındıkça filmin anlamı reddeden yapısı belirginleşiyor. Carax’ın her ana sinen mizahı ve sinemasal duyarlılığı ile Kutsal Motorlar tarifi imkansız bir deneyime dönüşüyor.

SİNEMA ADASI

Filme derinden bakabilmek, usta işi yapbozlarla inşa edilen yapının içinde kaybolmamak adına yönetmenin söylediklerini hatırlamak önemli. Carax bir röportajında “Bunu söylemek kibirli gözükse de, ben sinema isimli bir adada yaşıyorum. ..Sinemanın var olması mucizevi. Hayatı birçok farklı açıdan görebildiğin bir bölge gibi.” diyor. O halde filmin sinemayı anlattığını düşünmek doğal bir refleks. Yine de hoşlanmadığı sorulardan birine şu cevabı veriyor Fransız yönetmen: “Bu sinema ile ilgili bir film değil, onu kim izler ki? Bugünlerde hayatta olmanın deneyimi üzerine bir film.”

Çatışmalarla süslenen küçük oyunlar, makyaj malzemeleri, peruklar, türlere selam duran mekan ve müzik kullanımı… Carax’ın yapmaya çalıştığı şey tam olarak bu küçük nüanslarda kendini belli ediyor: Sinemanın araçları ile bambaşka hayatlara nüfuz edebilmenin coşkusu. Elindeki bu muazzam dilin, sadece konvansiyonel bir hikaye anlatmanın çok ötesinde bir kudrete sahip olduğunu hissettirmek istiyor.

GECENİN SONUNA DOĞRU

Filmin muğlaklığı hissettiren bir rüya sahnesiyle açılması tesadüf değil. Uykusundan kalkan -Carax- bir adamın kendini tekrar bir sinema salonunun -veya rüyanın- içinde bulmasını izleriz. Sahnenin atmosferi ve sonrasında karakterin limuzinini takip eden kamera bizi saf bir sinema yolculuğuna hazırlar.

     

Mösyö Oscar, Celine isimli şoförü ile günün randevuları için yola koyulur. Bizi gecenin sonuna sürükleyen bu tekinsiz yolculuğu düşününce Celine manidar bir isimdir. Oscar’ı ilk olarak dilenci kadın kılığında görürüz. Korumaları eşliğinde dileneceği yere gelir ve performansını sergiler. Yaşadığı ani değişim şok edicidir. İlk randevunun ardından Carax, sinemanın hilelerini açığa vuran oyunbaz hamleler yapar. Oscar ikinci randevu için aynanın karşısında makyajını düzeltir. Birazdan dönüşeceği karakterin bilgileri elindeki belgelerde yazılıdır.

ORMANLAR VE SOKAKLAR

Oscar zifiri karanlık bir odada üstü sensörlerle kaplı kostümüyle akrobatik hareketler sergiler. Kendisiyle hayali bir kavgaya tutuşmasını, odaya giren kadınla cinsel bir dansa katılmasını izleriz. Birçok açılıma gebe olmakla birlikte sahne, Carax’ın Hollywood’un dijital ve yapay dünyasıyla dalga geçmesi gibi görülebilir. Kendini döven Oscar’ın yapaylığı, bir platform üstünde elindeki silahla çevreye ateş açarken arkadaki yeşil ekranda sürekli değişen grafikler ve aksiyonu bölen dijital çizimler bu fikri güçlendirir. Randevunun ardından Oscar’ın şoförüne “Bu hafta ormanda randevu yok mu? Ormanları özledim” sözleri adeta Carax’ın sahici bir sinemaya özlemini dile getirir.

     

Üçüncü randevuda Oscar korkunç bir ucubeye dönüşür. Mezarlıkta eline geçirdiği gülleri parçalayarak yiyen, kör bir adamı çiğneyerek üzerinden geçen saf bir kaçıktır. Carax’ın şov dünyasını incelikle alaya aldığı sahnede Oscar bir fotomodeli kanalizasyona kaçırır. Ona bir peçe giydirerek, penisi erekte olmuş biçimde yanına uzanır. Rüyaların tekinsizliğinde cinsel dürtülere, sınırlara ve bireysel yıkımlara dair katmanlı bir atmosfer oluşur.

KAÇINILMAZ TUZAK

Film ilerledikçe Carax’ın sinemanın hayatı yansıtmadaki yetkinliği üzerine yaptığı dokunuşlar artar. Ekranda gördüğümüz performansın, yüzlerin ve belki de mekanların bile sahte olduğunu biliriz. Karşımızda özdeşlik kurmayı tamamen reddeden bir biçim ve birbirinden bağımsız öyküler olsa da, kendimizi o dünyaların içinde buluruz. Sinemanın yarattığı illüzyonun devasa gücü açığa çıkar. Dakikalar önce anlatıyı kesen -Yeni Dalga’yı hatırlatan- alakasız görüntüleri izlesek de hemen ardından ölüm döşeğindeki bir adamın üzüntüsünü paylaşırız. Sorunlu bir baba kız ilişkisi üzerinden hayatımıza bakarız.

     

Nitekim bir kafede ikizine rastlayan Oscar limuzinden bir hışımla inerek adamı kafasından vurur. Hemen ardından gizemli adamlar üzerine kurşun yağdırdığında gerçekten öldüğünü düşünürüz. Ancak Celine yoldaşını sakince yerden kaldırır ve gün devam eder…

Mösyö Oscar bu meslekte yalnız değildir. Birçok oyuncunun kılıktan kılığa girerek farklı performanslar sergilediğini görürüz. Bu şüphesiz izleyiciyi günlük hayatta yarattığımız personalar üzerine düşündürür. Her zaman izlendiğinin farkında olan ve asla kendini bu yapmacıklıktan tamamen kurtaramayacak bilincimize ayna tutar. Carax maskeler ve plastik mankenlerle bu kimlik bunalımını ustaca görselleştirir. Ancak her şeye rağmen bir başkası olmak çok güzeldir. Aksi halde Mösyö Oscar bu işi nasıl sürdürebilir?

UYKU

Her randevuda farklı türlerin kodlarından yararlanan Carax kapanışı müzikal ile yapar. Mösyö Oscar arkadaşının intiharla sonuçlanan randevusuna şahit olduğunda gözyaşlarını tutamaz. Limuzinde Celine ile gerçek hayata dair matrak bir an’ı paylaştıklarında ikisi de utanır. Yarın aynı saatte buluşmak üzere gün sona ermiştir. Celine limuzinini Kutsal Motorlar tabelalı otoparka park eder. Uyku zamanı gelmiştir.

Sonuç olarak Holy Motors, kariyerinde sınırlı sayıda uzun metraja imza atmış Leos Carax’ın en etkileyici filmlerinden biri. Aynı zamanda her izleyişte sinemanın berrak labirentine kapı açan muazzam bir deneyim.

Diğer sinema içeriklerimize buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir