Kayıp Otoban: Kafka, Hollywood ve Erotizm

kayip otoban

David Lynch’in en ikonik ve kışkırtıcı filmlerinden Kayıp Otoban (1997), seyirciyi oldukça muğlak ve karanlık bir labirente davet ediyor.

Kayıp Otoban‘ın anlama direnen, tekinsizliğin anlatıyı tamamen ele geçirdiği katmanları arasında yalpalamak saf bir sinema keyfi. Bu yalpalama halini yazıya aktarırken zaman zaman filmin nonlineer akışına göz kırpmak ve temel olarak Lynch’in odaklandığı temaları belirgin kılmak sanırım en güvenli seçim.

Yalpalamak

Fred ve Rene çiftinin evine bir sabah diafondan mesaj geliyor: “Dick Laurent öldü.” – Şüpheli video kasetler almaya başlayan çift polise başvuruyor. Çiftin ilişkisi oldukça sorunlu. Fred’in yüzünü gördüğümüz ilk sahne, sevişmeleri sırasında yaratılan gerilim, soğuk diyaloglar seyirciyi tedirgin ediyor.

Filmin muğlaklık üzerine kurulan yapısı; Lynch’in oyunları, biçimsel tercihleri ve tuhaf karakterlerle zirveye çıkıyor. Açılışta, David Bowie’nin “I’m Deranged”i eşliğinde son sürat giden bir araba “sürüklüyor” kamerayı. Lynch, Fred’in dengesizliğini ustaca görselleştiriyor ve onu koridorların zifiri karanlığına boğuyor.

Rüya-fantezi-gerçeklik düzlemleri arasındaki sınırı gitgide yok eden Kayıp Otoban, her hamlesiyle seyircinin algısına saldırıyor. Eve gelen son video kaseti izleyen Fred, ekranda karısını parçalara ayıran kendisini görüyor ve ölüme mahkum edilerek hapsi boyluyor.

Mahkumiyet

Fred zihninin derinliklerinde kontrolü tamamen yitirmeye başlıyor.  Şiddetli baş ağrıları, kabuslar ve böcekler hücreyi ele geçiriyor. Lynch’in yarattığı mizansen ve görüntü oyunları Fred’in kaçınılmaz çöküşünü haykırıyor. Bu hücreden çıkmanın yolu ne? Sonunda, kayıp otobanın tekinsiz karanlığı onu genç bir adama götürüyor: Pete Dayton. Sabah hücreleri kontrol eden gardiyan Fred’in yerinde başka bir adamı görüyor… Genç Pete apar topar serbest bırakılıyor.

Fred’in dönüşümü büyük bir belirsizlik ve karanlıkla gerçekleşiyor. Kayıp Otoban keskin bir manevra ile Pete Dayton’ı takip etmeye başlıyor. Bir tamircide çalışan genç adamın hapse nasıl girdiği hakkında en ufak fikri yok.

Hollywood’un Bulutları

Fred’in bahçesinde resmedildiği an oldukça ironik ve akla Mavi Kadife‘yi getiriyor. Huzurlu evin çitleri, çimler, oyun oynayan köpekler… Ancak  çitlerin içindeki genç adam pek de bu dünyanın huzurunu yansıtmıyor. Lynch kontrastı ustaca kontrol ederek seyirciyi tiye alıyor. Pete tamirciden ayrılıp bir gezintiye çıktığında peşindeki polisler hala aynı yeri gözetliyor. “Bu filmde neler oluyor?” sorusuyla cebelleşen konvansiyonel seyircinin çaresizliğini imleyen enfes bir an.

Fred’in devreye girmesiyle birlikte Kayıp Otoban karanlık bir Hollywood hikayesine evriliyor. Tamirci dükkanına gelen gangster Mr. Eddy, Hollywood patronlarını akla getiriyor. Otoyolda arabasına yakın takip yaptığı için bir adamı ölesiye döven, yolunda gitmeyen işlerden “şak” diye kurtulmasını bilen biri… İşin kötüsü Pete, Mr. Eddy’nin metresi Alice Wakefield’a abayı yakıyor. Rene’nin sarışın ikizi görünümündeki Alice, ilk andan itibaren tehlikeli bir femme fatale imajı çiziyor. Lynch, Alice ile tanıştığımız anda müziğin sesini açıyor ve başrole Hollywood’un temel direklerinden erkek bakışını koyuyor.

Her şey bir rüya kadar güzel. Erotik bakışmalar, sevişen genç bedenler,  gözümüze yıldız gibi parlayan farlar…  Ancak Lynch’in dünyasında kabus hep çok yakın, kendini hissettiriyor. Seyirciye istediğini veren her an, rahatsız edici öğelerle sekteye uğratılıyor.

Kayıp Otoban: Bastırılamayan

Pete sürekli gerçekliğin tecavüzüne maruz kalıyor. Mr. Eddy porno sever misin diyerek ona kaset vermeye çalıştığında oldukça rahatsız oluyor. Tamirci dükkanında radyodan gelen (filmin başındaki performansı) caz tınılarına ise hiç tahammülü yok. Karısının bir porno yıldızı olduğu gerçeği dev ekranda karşısına çıkıyor. Öldürdüğü Andy bir anda dirilerek üzerine çullanıyor, zihninin her odası Alice’in inlemeleriyle sarsılıyor.

Finalde Kayıp Otoban müziğin sesini tekrar açıyor, Pete ve Alice çırılçıplak son kez arz-ı endam ediyor. Müzik ve jestlerle vurgulanan yapaylığa araba farının sinema perdesini imleyen görüntüsü ekleyen Lynch, Hollywood bakışını tekrar belirgin kılıyor. Ancak bastırılan yine geri dönüyor. Alice, sevişmenin ortasında Pete’i gerçekliğin zeminine mıhlıyor: “Bana hiçbir zaman sahip olamayacaksın!”

Farlar sönüp büyü kaybolduğunda Fred, Rene ve Dick Laurent’in seviştiği oteli basarak adamı kaçırıyor. Çölde Gizemli Adam’ın (Lynch?) eline tutuşturduğu bıçakla Dick’in boğazını kesen Fred, tekrar evin yolunu tutuyor ve diafona bir mesaj bırakıyor: “Dick Laurent öldü.”

Kayıp Otoban

Lynch’in dehası, muazzam ses tasarımı, Lou Reed’den David Bowie’ye Rammstein’dan Nine Inch Nails’e uzanan kusursuz soundtrack… Kayıp Otoban ile özdeşleşen birçok öğe var. Ancak etkisini tanımlamaya yaklaşan yalnızca bir his: Dehşet verici bir kabustan terler içinde uyanmak ve hiçbir şey hatırlamamak.

Federico Fellini, Francis Ford Coppola, Leos Carax, Krzysztof Kieślowski gibi usta yönetmenlerin filmlerine yakından baktığımız sinema içeriklerimize göz atabilirsiniz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.