Ertelenemeyen Arzular Üzerine: Love Battles

Fransız Jacques Doillon’un yönetmenliğini üstlendiği Love Battles (2013), cesur ve zorlu bir psikodrama olarak karşımıza çıkıyor.

Sara Forestier (Elle) ve James Thiérrée’nin (Lui) başrolü üstlendiği Love Battles (2013), kadın-erkek ilişkilerine derinlemesine bir yakın bakış imkanı sunuyor. Fiziksel ve duygusal olarak zorlu rollerin üstesinden gelen çift, dizginlenemeyen arzuların dünyasına keskin bir giriş yapmamızı sağlıyor. Sinema referanslarıyla tanımlamak gerekirse Love Battles (2013), David Cronenberg’in Crash (1996) filmine benzer bir cinsel gerilime sahip, aynı zamanda Andrzej Zulawski’nin başyapıtı Possession (1981) klasmanında saplantısal bir ilişki sunuyor.

Elle babasının ölümünden sonra miras işlemleriyle ilgilenmek üzere köye geri döner. Burada toprak işleriyle uğraşan ve boş zamanında yazı yazan Lui ile tekrar karşılaşır. Anlaşılan o ki, Lui ile aralarında geçmişten gelen kapanmamış bir hesap bulunmaktadır. Bu hesabın kapatılması için ikili belli aralıklarla bir araya gelir.

Love Battles

Lui ve Elle her buluşmalarında bitmek bilmeyen sözlü tartışmalar yaşamaktadır. Bu tartışmalar giderek alevlenir ve yerini birbirlerinin saçlarından tutup sürükleme, itme, fırlatma, tartaklama ve güreşme gibi eylemlere bırakır. Lui ve Elle yaşadıkları bu durumu anlamlandıramamaktadır. Her ne kadar anlamsız gibi gelse bile ikisi de bu buluşmalara ihtiyaç duyduklarını bilmektedir. İkisi de birbirleriyle her buluşmayı bir seans-oturum olarak değerlendirmektedir. Fakat bu ne seansıdır? Aşk mı? Yüzleşme mi? Yoksa ikisinin de gidermek istediği ama bir türlü sonuca ulaşamadıkları cinsel fantezileri mi? Ya da hepsi mi? Seansı yöneten kimdir?

Dizginlenen Arzular

İkili arasında gerçekleşen seanslardaki fiziki temas şiddetini arttırmaya devam eder. Tartışmalar ve güreşmeler giderek tırmanan bir cinsel gerilime de yol açar. Elle, Lui ile seks yapmak istediğini kendisine söyler fakat Lui oralı bile olmaz. Elle bu durumu seans sonrası arkadaşına da anlatır fakat arkadaşı belki de onun duymak istemediği gerçekleri yüzüne vurur. Elle’nin, Lui’ye aşık olabileceğini/olduğunu ya da Lui’nin kendisini Elle’ye aşık ettirebileceğini söyler. Durumun tehlikeli sulara doğru yol aldığını, ölümcül bir oyun olabileceğini açık bir dille belirtir. Elle’ye verdiği öğüt: ‘‘Aşık olduysan bile bunu ona belli etme!’’ şeklindedir.

Elle başta bu öğüde uymaya karar verir. Ertesi gün Lui ile karşılaştığında şu sözleri söyler: ‘‘Dün gece aşıktım ama bu sabah değil.’’ Elle’nin bu sözlerinin ardından ikili arasında yeniden bir güreş seansı başlar fakat Elle bu güreşte çok isteksizdir. Bu isteksizlik bir yere kadar devam eder ve sonunda dayanamayan Elle de güreşe dahil olur. Güreş biter ve Elle evden ayrılırken ertesi gün saat beşte yeni bir seans için randevu alır.

Son Güreş ve Cinsel Gerginliğin Zirvesi

Son bölüme doğru Elle, Lui’ye bir güreş teklifinde bulunur. Lui bu güreşi tek bir şart ile kabul edeceğini söyler. Şartı Elle’nin Lui’yle gerçekten güreşmeyi istemesidir. Elle’nin de şartları bulunmaktadır. 15 dakikalık güreş, seks ile sonuçlanacaktır ve bu, ikili tarafından da önceden üzerinde anlaşmaya varılan önemli bir koşuldur. İkili son seansını dışarıda, ufak bir su birikintisiyle kaplı çamurun içinde vahşi bir şekilde tamamlar. Lui ve Elle’nin arasındaki önceki seanslardan birikmiş cinsel gerilim bir anda yerini sekse bırakır.

Elle’nin Lui’ye karşı hissettiği duygular son seans sonrası saplantılı bir hal almaya başlar. Arkadaşı Elle’yi ziyarete gelir ve Elle’nin arkadaşına söyledikleri bu saplantılı durumu anlatır niteliktedir. Elle arkadaşına itirafta bulunur: ‘’Zihnim sadece seks ve Lui’yi düşünüyor.’’ Arkadaşı Elle’ye böyle bir durum için kendisinin Lui ile konuşması gerektiğini söyler ve Elle’nin kafası daha da karışır.

Elle son bölümde Lui’nin evine doğru yola çıkar fakat içi öfkeyle doludur. Bu öfkenin nedenini kendisi de bilemez. Evinin önünde onu öldürmek istediğini Lui’nin yüzüne söyler. Lui bu ifadelerden sonra Elle’yi içeri davet eder ve tekrardan şiddetli bir yakınlaşma baş gösterir. Belli bir süre güreşmenin ardından Elle ağlayarak banyoya koşar ve küvetin içinde üzgün bir halde yatmaya devam eder. Yanına gelen Lui’ye ‘‘Seni seviyorum’’ diyerek pişmanlıkla karışık ağlamaya başlar. Lui, Elle’yi kucağına alır ve içeri taşır. İkili son sahnede birbirlerine gülerek sarılır ve yorgun bir izlenimle bizlere veda eder.

Kadın-erkek ilişkisinde yaşanan, bireylerdeki sonsuz hükmetme-yönetme arzusu ve bu arzunun yol açtığı savaş, bizlere filmdeki her tartışmada ‘‘güreş’’ eylemi üzerinden açık bir şekilde yansıtılmaktadır. Karşımızdaki insanı kontrol etme arzusu o kadar kuvvetlidir ki, kimi zaman ona karşı hissettiğimiz aşkın bile önüne geçebilmektedir. Ona karşı olan sevgimizi gizleyecek ya da hislerimizi söylediğimizde bundan pişmanlık yaşatacak kadar kuvvetli olabilmektedir bu arzu. Son bölümde -seni seviyorum dedikten sonra- yaşanılan pişmanlık bunun açık bir ifadesi olarak izleyici için çarpıcı bir örnektir. Peki neden böyle davranırız? Neden bu güç mücadelesine gireriz çoğu zaman? Kendimizi tatmin etmek için mi yoksa karşımızdaki insanı kontrol altında tutmak için mi? Yönetmen bu sorunun cevabını, bunu kendimize sormamız için boş bırakmış olabilir.

Love Battles

Diğer sinema içeriklerimize buradan ulaşabilirsiniz.

Jacques Doillon’un diğer filmlerine göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir