2000’li Yıllardan 5 Kuzey Avrupa Filmi

farwal falkenberg 2006 manset

2000’li yıllarda etki yaratmış 5 Kuzey Avrupa filmi seçkimizde Aki Kaurismäki’den Roy Andersson’a birçok değerli yönetmenin filmine yakından bakıyoruz.

Bugünlerde Erlend Loe, Dag Solstad ve Per Petterson gibi çağdaş Norveçli yazarların romanlarıyla haşır neşir oldukça, çizilen portrelerin Kuzey Avrupa sinemasıyla yakınlığı doğal olarak gözüme çarptı. Listeyi oluşturma motivasyonumun temeli ise Erlend Loe’nun Kadının Fendi romanındaki son sözleri oldu. “Gece yarısı uyandım. Hayatımı yaşayacak olanın sadece ben olduğum düşüncesiyle dumura uğramıştım.” (1) Bu kapanış, kuzeye oldukça dışarıdan bakarak dahi kavranabilecek bir eğilimi özetliyor. Kuzey Avrupa filmlerinde de sık sık rastladığımız bir es verme hali, donuk ve sarsıcı bir yüzleşme anı. Geleceğe dair her şeyin her zaman yolunda gideceğini bilen karakterler ve bu güvenin getirdiği yıkıntılar.

Listedeki filmler, yukarıda bahsettiğim pasajın etkisiyle oluştu. İletişimsizlik ve insan varoluşuna dair katıksız bir tefekkürle yoğrulmuş bu eserler, günlük hayatta bastırdığımız duyguların tahribatını inceliyor. Kuzeyin steril dünyası üzerinden hayatımıza açılan pencereler ise her zaman sevimli olmuyor.

21. Yüzyıldan 5 Kuzey Avrupa Filmi

5 – İkinci Kattan Şarkılar (2000)

songs from the second floor roy andersson

Avrupa sinemasının büyük ustası Roy Andersson, yarattığı özgün üslubuyla ilk anda kendini belli eden bir sinema yapıyor. Yaşayanlar Üçlemesi’nin ilk halkası İkinci Kattan Şarkılar, onun tüm alametifarikalarıyla donatılmış bir başyapıt.

Roy Andersson, İkinci Kattan Şarkılar‘da batı toplumunun dayandığı ‘varolmayan’ ahlaki değerleri irdelerken içine sürüklendiğimiz yabancılaşmayı da gözümüze sokuyor. Solgun renk paleti, sabit kamera ve ifadesiz suratlar ile tekdüzeliği iliklerimize kadar işliyor.

Cannes Film Festivali’nden Jüri Ödülü ile dönen film, modern dünyanın boşluğunda derine inerek sürreal, absürt ve rahatsız edici bir atmosfer yakalıyor. Yine de bütün o umutsuz havasına rağmen karşımızdaki oldukça eğlenceli bir kara komedi.

Ve tek bir gerçek var…

“İnsan olmak kolay değil.”

4 – Fucking Åmål (1998)

Fucking Amal show me love

Ufak bir oyunbozanlık. 1998’de vizyona giren İsveçli auteur Lukas Moodysson’un ilk filmi Fucking Åmål, ergenliğin çalkantılarından heyecan verici ve beklenmedik bir hayat enerjisi devşiriyor.

Yabancı ülkelerde dağıtım endişesiyle Show Me Love ismiyle gösterilen film, karakter olarak farklı uçlarda yer alan iki genç kız Erin ve Agnes arasındaki ani aşka odaklanıyor. Moodysson’un genç ve deneyimsiz oyuncu kadrosu mükemmel bir iş çıkartıyor ve hikayeyi oldukça samimi kılıyor.

Fucking Åmål cinsel tabuları yıkan, mütevazı ve eğlenceli bir film. İlk yarım saatte, gençlik yıllarının dağınıklığını biçimsel olarak başarıyla aktaran Moodysson, yavaş yavaş seyirciye nüfuz ediyor.

3 – Geçmişi Olmayan Adam (2002)

the man without a past 2002

2000’li yıllardan 5 Kuzey Avrupa filmi seçkimizin 3. sırasında Fin auteur Aki Kaurismaki var. Geçmişi Olmayan Adam, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü kazandı. Finlandiya üçlemesinin ikinci bölümü olan film, yönetmenin zarif ve tavizsiz sineması için harika bir örnek.

Film, bir adamın üç haydut tarafından ölesiye dövülmesiyle başlar. Aslında Helsinki’ye yeni bir düzen kurma umuduyla gelen adam, bilincini geri kazandığında kim olduğu hakkında hiçbir fikri yoktur. Hayatta kalabilmek için kimseden ihtiyacı olan ilgiyi göremez. Ve bir gün, fakirlere yardım eden bir kurumun dağıttığı bedava yemek sırasında kurum çalışanlarından Irma ile tanışır.

Geçmişi Olmayan Adam; hiciv, samimiyet, masumiyet, acı ve dürüstlüğe olağanüstü bir vurgu yaparak Kaurismäki’nin diğer filmlerinin izini sürüyor. Film evsiz ve yoksul insanları sömürü aracına çevirmeden, olayları dramatize etmekten kaçınarak sıcak bir ton tuttutuyor.

Aki Kaurismäki, yoksun bir kesimin varlığına ışık tutarak refah dolu Finlandiya’yı güçlü ve ayrıntılı bir gözlemle aktarıyor. Minimalist bir yönetmenlik üslubuyla kotarılan Geçmişi Olmayan Adam, Finlandiya’nın soğuk ve kasvetli atmosferinde seyirciye samimi bir final armağan ediyor.

2 – The Bothersome Man (2006)

Andreas: “Seni terk edeceğim.”

Anne-Britt: “Cumartesi günü misafirimiz var.”

Sorun çıkaran adam Andreas’ın güvenli bir işi, temiz bir evi, sağlıklı ve güzel bir eşi var. İçinde bulunduğu düzenli şehirde kötü herhangi bir şey olacak gibi durmuyor. Eşinin tek sorunu evdeki perdelerin uyumu ve yatak odasına bir küvet yerleştirmek. Alkolün dahi sarhoş etmediği, bebek seslerinin duyulmadığı bir evren. Andreas’ın birilerine rüyalarından bahsetmeye başladığında karşılaştığı şey ise donuk bir kayıtsızlık.

the bothersome man 2006

Kafka’nın Dava‘sını hatırlatan bir esir düşme hissi, Beckett-vari mizahı ve Fight Club atmosferi. The Bothersome Man kuzeyin huzurlu sokaklarından modernitenin deliliğin sınırlarında dolaşan personalarına köprü kuruyor. Yönetmen Jens Lien’in ustaca bir ritme sahip kara komedisi, varoluşa dair derin bir boşluğun portresini çiziyor.

1 – Farväl Falkenberg (2006)

5 Kuzey Avrupa filmi seçkimizin zirvesinde bir İsveç yapımı bulunuyor. Yönetmenliğini Jesper Ganslandt’ın yaptığı Farväl Falkenberg, İsveç sahilindeki Falkenberg kasabasında son yazlarını geçiren çocukluk arkadaşı beş gence odaklanıyor. Ganslandt’ın gerçek hayatından kesitler sunan film, kamerasıyla karakterlerini yakından takip ederek nefes alan bir anlatı yaratıyor.

Genç yönetmen Jesper Ganslandt, “Hatıraları ve kurguyu karıştıracak, doğrudan nostaljiden güç alan, yeniden çocuk olma arzusundan yola çıkan bir hikaye, oldukça kişisel bir film yapmak istedim” diyor.

5 Kuzey Avrupa Filmi

Belki Ganslandt da Loe’nun kitabını okumuştur. Filmin geleceği karşılamaya hazır olmayan genç karakterlerinden biri kendi üzerine tefekküre dalarken şunları söylüyor:

“Belki orada bir kızla tanışırdım. Birbirimizi seveceğimiz bir kızla. Deniz kenarına arabamızla gider, kendimize bir ev alıp, çocuk yapardık. Muhtemelen gecenin bir yarısı uyanır seçimlerimi ve aşkımı sorgulardım. Zifiri karanlıkta sokakta biraz yürür, geçen arabalara bakar, sokak lambalarında gözlerimi kamaştırır, yapayalnız halimle soğuğu iliklerimde hissederdim. Sonra yatağıma döner, ona sarılır, hem kendimden hem de karanlıklarımdan tiksinirdim.”

Farväl Falkenberg sarsıcı ve yıkım dolu bir film. Buna karşın seyirciye derin bir sakinlik ve zaman zaman yaşam enerjisi de pompalamayı başarıyor. Son olarak filmin Erik Enocksson imzalı eşsiz soundtrack‘ini de önermeden geçmeyelim.

(1) Kadının Fendi, Yapı Kredi Yayınları 1. Baskı, syf. 132

5 Kuzey Avrupa Filmi seçkimize benzer listeler, film eleştirileri ve yönetmen dosyaları için sinema sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.