Mahşerin Dördüncü Atlısı: Kara Veba

Kara Veba salgını ya da diğer adıyla Kara Ölüm, insanlık tarihinde kaydedilmiş en ölümcül salgın olarak yerini korumaya devam ediyor.

Avcı-toplayıcılık dönemi sonrası insanlar tarım devrimi ile birlikte yerleşik hayata geçmiştir. İnsanların yerleşik hayata geçişi ile birlikte tarımın yanında hayvancılık faaliyetleri de önem kazanmıştır. İnsanlar toprak ve hayvancılık faaliyetleri ile birlikte karşılaşmadığı birçok virüs, mantar ve bakteri ile karşılaşmıştır. Tarım her türlü virüsü toprak altından çıkarıp, insanların evine, bahçesine ve yaşadığı bölgeye taşımıştır.

İnsanlar hayvancılık faaliyetleri sonucunda difteri ve tüberkülozu, köpek evcilleştirme sonucunda ise kızamığı yaşam alanlarına davet etmişlerdir. Soğuk algınlığının en büyük nedeni rinovirüsler muhtemelen bir hayvandan insana geçmiştir. Bu biyolojik karşılaşmalar bütün türlerde çarpıcı bir etki yarattı. Kimi mikroorganizmalar insanlarla olan savaşını kaybetti kimisi ise salgınlara yol açarak önüne çıkanı öldürmeye devam etti. Kara veba salgını da önüne çıkanı öldüren hastalıklardan sadece birisiydi.

”Bakınca soluk renkli bir at gördüm.Binicisinin adı Ölüm’dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu.Onlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla ve yeryüzünün vahşi hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.”

Yeni Ahit, Vahiy, 6/8

Kara Ölüm Başlıyor

Dünya ikliminin 1330’lu yıllardaki değişimi birçok canlının yaşam alanını yok etti. Sıcak ve kuru rüzgarlar, bakterileri, pireleri ve hayvanları çölden kaçırıp Moğol yerleşim yerlerine sürdü.  Veba hastalığına neden olan Yersinia pestis (Yersin basili) isimli bakteri pireler aracılığıyla 1331 yılında Çin’e, ticaret yolları ve Moğolların 1346’da Kırım’daki Ceneviz kenti Kefe’yi kuşatması ile Avrupa sınırlarına ulaşmıştır. Hastalıktan kurtulmak için kaçan Cenevizliler salgını Avrupa’ya taşımışlardır. 1347 yılı sonunda veba salgını Messina’da başlamış, Akdeniz üzerinden geçerek Fransa’ya ve oradan bir yıl sonra da İngiltere’ye ulaşmıştır. Salgının yayılmasında insan hareketliliği ve liman şehirleri büyük rol oynamıştır.

Veba Yayılım Haritası

Nüfusu 1330’da 120 bin olan Floransa şehri, sekiz veba salgını sonucu 1427’de sadece 37 bin kişinin yaşadığı bir şehir halini aldı. Papa VI. Clemens yaptırmış olduğu sayımda tahminlere göre 1348-1351 yılları arasında 23, 840.000 insan -Avrupa nüfusunun yüzde %31’i- Kara Veba salgını yüzünden hayatını kaybetmişti. Avrupa’nın toplumsal hafızasına büyük korku ve felaket olarak kodlanan büyük  veba salgını sadece 14. yüzyılda yaklaşık 200 milyon kişinin ölümüne neden olmuştur.  Avrupa 13. yüzyıldaki nüfusuna bir daha ancak 16. yüzyılda ulaştı.

Avrupalılara bulaşan iki veba türü olduğu bilinmektedir. Hıyarcıklı veba ve akciğer vebası. Hıyarcıklı veba pire ısırığı sonucu ortaya çıkan ateş, siyahımsı lekeler ve vücudun çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan şişlikler ile kendini gösteriyordu. Hastalık bir hafta içinde kurbanlarının yarıdan fazlasını öldürüyordu. Hasta ölmeden önce idrarı, teri ve tükürüğü dayanılmayacak derecede pis kokuyordu. Akciğer vebası ise damlacık yoluyla (hapşırma, öksürme, konuşma vb.) bulaşıyordu. Bu veba türü vücutta hızlı yayılarak kişide kan tükürme ve kusmaya yol açıp hastayı yirmi dört saat içinde öldürebiliyordu.

Kara Vebanın Etkileri

Kara veba Avrupa’daki yayılımının sürdürürken sosyal yönden birçok felaketi de beraberinde getirdi. Korku içinde kalan Avrupalılar öfkelerini Yahudileri yakarak gidermeye çalıştılar. Ortaçağ’da birçok meslekte çalışmaları yasaklanan Yahudiler, mezar kazıcılığı, tefecilik ve rehincilik işleri ile uğraşıyordu. Yahudiler kuyu sularını zehirlemek ve havayı kirletmek ile suçlanıyorlardı. İçleri öfkeyle dolu borçlular ve yoksullar kitleler halinde Yahudileri öldürüyordu. Yakarak, asarak ya da bir şarap fıçısında Ren nehrine atarak.. Büyük salgından iki yıl sonra neredeyse Orta Avrupa’da hiç Yahudi kalmayıncaya kadar bu kıyım devam etti. Kara veba soykırımından sonra, Avrupalı Yahudilerin çoğu kendilerine kapılarını açan Rusya ve Polonya’ya kaçtılar.

 

Kara Veba Soykırımı

 

Salgın, Avrupa’da siyasi, ekonomik ve dini boyutta olumsuz etkilere yol açtı. İlk etkilenen feodal yönetim sistemi oldu. Çalışan köylülerin toplu ölümleri emek kıtlığına yol açtı ve işsizliği ortadan kaldırdı. Paniğe kapılan toprak sahipleri ücretleri iki katına çıkardı ve topraklarını kiraya vermeye başladı. Köylüler bu dönemde daha iyi çalışma koşulları için talepte bulunmaya başladılar. İş gücü feodal bağımlılıktan kurtularak bir emek piyasasını oluşturmaya başladı. Kimi yerlerde işçiler kendi ücretlerini belirliyor kimi yerlerde ise sadece haftanın iki günü çalışarak geçimini sağlayabiliyordu. Dini boyutta salgın, kalifiye ve iyi eğitim görmüş kilise mensuplarının ölümüne yol açmıştır. Bunun yanı sıra toplumun gözünde kilise, salgını durduramadığı gerekçesiyle büyük bir itibar kaybına uğramıştır.

Kara veba salgını ile ilgili daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Kara Veba salgını sonucunda Avrupa’da toplum sağlığı ile ilgili yeni politikalar gündeme gelmiş, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerine verilen önem giderek artmıştır. Hastalıklara ve doğaya karşı bir savaş başlatılmış, bilimsel yönde ilerleyişin ilk tohumları olan Rönesans için temel atılmıştır.

Salgın hastalıklar toplumsal hafızamızda derin yaralar açmış, siyasi, ekonomik, kültürel ve dini yönden kitleleri etkileyerek büyük değişimlere yol açmıştır. Örnek olarak içerisinde bulunduğumuz dönemde COVID-19 salgını şimdiden hayatımızı önemli ölçüde etkilemiştir. Her ne kadar tıp alanında hızlı bir ilerleme kaydedilse bile her zaman hastalıkların bir adım gerisinde kalmaktayız. Bir adım geride kalmak tabi ki savaşmayı bırakacağımız anlamına gelmemektedir. Kesin olan bir gerçek şu ki; tıp ile hastalıkların savaşı hiç bitmeyecektir.

Diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir