Yoksul bir Ressam: Vincent van Gogh

Vincent van Gogh

Yaşamı sürekli ev, şehir ve ülke değiştirerek geçen Vincent van Gogh, yaşadığı dönemde değer görmemiş bir çok sanatçı gibi açlık, sefalet ve yoksulluk içinde geçirir hayatını. Tek tutkusu sonsuz kırlara çıkıp güzel bir güneş ışığı yakalamak olan van Gogh, çoğunlukla tablolarını boyaya kırlarda vurmayı severdi. Onun dışında da gündüzleri uyuyup geceleri çalışmayı tercih ederdi. Resim hayatına geç başlaması kısa yaşamında (37) 2000’i aşkın resim yapmasına engel olamadı. En büyük tutkusu olan resim ile doğayı birleştirmek onun için çalışmaktan çok anlam arayışı gibiydi.

Van Gogh’un Erken Yaşamı

Gençlik yıllarında bir papaz olmayı düşünen Vincent babasının da rahip olmasıyla bu fikri epey benimsemişti. Sürekli İncil okur ve Kitab-ı Mukaddesi ezberlemeye, günlük hayatında ondan cümleler kurmaya özen gösterirdi. 20’li yaşlarının sonuna doğru resim ve sanata merak besleyen Vincent van Gogh Paris’e kardeşi Theo’nun yanına taşınmaya karar verdi.

Burada Theo’nun finansmanı ile (hayatı boyunca olduğu gibi) resim dersleri almış ve birçok ünlü ressam ile tanışmıştı. Gaugin de bu ressamlardan biriydi. Sevgiyi en derinden beslediği arkadaşı Gaugin, van Gogh’un hayatında sanatsal anlamda büyük bir etkisi olmuştu. Bu yakınlıkları Gaugin’in van Gogh ile birlikte yaşadığı zamanlarda evden ayrılmayı istediğini söylemesi üzerine Vincent’in kendi kulağını kesmeye kadar gidecekti.

“Canı isteyen üzülsün, ben bıktım üzüntüden.”

van gogh

Van Gogh’un Parasızlığı, Boyasızlığı ve Durdurulamaz Sanat Arzusu

Vincent van Gogh, kimi zaman her şeyi geride bırakıp orduya yazılmayı düşünen, kimi zaman fabrikada işçi olarak çalışıp kazandığı para ile sanatını devam ettirmek isteyen bir sanatçıydı. Hayatındaki en büyük desteği olan kardeşi Theo van Gogh onun bir yandan kardeşi öte yandan da iş ortağıydı.Van Gogh’un tüm geliri olan kardeşinin yardımları yaşamını devam ettirebilmesi için tek kaynağıydı.

Kimi zaman boya almak ile yemek almak arasında seçim yapacağı durumlarda parasının birçoğu ile boya malzemeleri almayı tercih eden van Gogh, parası bittiğinde ev sahibine ödemeyi resimle yapmayı teklif eder, hayatını bu şekilde devam ettirmeye çalışırdı. Yaptığı resimlerin hemen hemen hepsini kardeşine gönderir ve kardeşi Theo da Paris’te bir sanat tüccarı olduğundan onları satmayı denemiştir.

“Tanrıyı bilmenin en iyi yolu pek çok şeyi sevmektir.”

Theo’nun Çocuğuna bir Hediye

badem-cicekleri

Çiçek Açan Badem Ağacı tablosu van Gogh’un belki de Yıldızlı Gece ile birlikte en önemli eserlerinden birisidir. 1890 yılında yaptığı bu tablo zamanında ruhsal olarak iyi dönemlerden geçmiyordu. Onu sevindiren haber kardeşinden gelmişti. Theo mektupta bir çocuğu olacağı müjdesini vermişti.

Geçmişte van Gogh’da bir aile kurmak istemişti ama artık o hayale çok uzaktı. Tablonun bitimi 2 yıl kadar sürmüştü çünkü bu çok özel çalışma için en iyiye ulaşmayı hedefliyordu. Resimde henüz çiçek açmış bir Badem ağacını görülür. Van Gogh belkide kendisi için bitmekte olan bir hayatın başkası için başladığını düşünerek yapmıştı bu tabloyu. Şiddetli krizler geçirdiği hayatının son dönemlerinde Paris’e tabloyu kendi eliyle teslim etmek için gitmişti. Theo’nun eşi mektubunda, bebeğin sürekli tabloya baktığını ve ondan gözünü ayıramadığı yazmıştır.

“Kendimi ilerde, belli bir başarı kazanmış bir ressam olarak gözümün önüne getiriyorum kimi kez; o zaman, burada geçirdiğim yalnız ve kötü günleri, ekin biçen köylülerin hücremin demir parmaklıkları arasından seyrettiğim günleri özleyeceğimi düşünüyorum. Talihsizliğin de işe yarar yanları var.”

Ölümü, Sonrası ve Mektuplar

Akıl Hastanesine yattıktan sonra 1890 yılında yaşama gözlerini yumar. Kimileri intihar ettiğini, kimileri de bahçede resim yaparken bir cinayete kurban gittiğini iddia eder. Tam 6 ay sonra geçirdiği ağır demans hastalığından Theo da ölecektir. Theo’nun ölümünün ardından eşi Johanna van Gogh-Bonger, van Gogh adına bir sergi açar ve van Gogh o serginin ardından sanat camiasında daha çok duyulmaya başlar. Zamanlada dünyanın en meşhur ressamları sahnesine tamamen çıkmış olacaktır.

Theo’nun eşi Johanna van Gogh-Bonger, van Gogh’un Theo’ya yazdığı mektupları toplar ve bunlar bir kitap haline getirilir. Belki de tablolardan anlayamadığımız Vincent van Gogh’un kimisine göre karanlık iç dünyasıyla bu mektuplar sayesinde tanışırız. Mektuplarda Theo’ya olan büyük sevgisi, yaşantından tek isteği olan sınırsız tablo yapma isteği ve gündelik hayatında yaptığı bir takım olaylardan bahsedilir.

Film Önerisi: At Eternity’s Gate

Sitedeki diğer yazılar için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.